1 Mart 2011 Salı

Sahilde Kafka- Haruki Murakami

Yaban Koyununun İzinde ilk okuduğum Murakami kitabıydı. Sahilde Kafka ile aralarında benzerlikler var. Yine olağan dışı olaylar söz konusu, yine bunlara çok normal gibi bakıyor herkes ve yine sonunda "eee" diyorsunuz. Kitap o kadar keyifli okunuyor ki sonunda ne dediğinizin çok da önemi yok.
İki kitapta da olan, fakat bu kitapta artan bir şey var: Murakami'nin eşyaların, kıyafetlerin, yiyeceklerin markalarını söylemesi ve bunların hepsinin Amerikan markaları olması. Japon bir yazarın kitabını okumak için eline alanlar belki kimonolu insanlar bekliyor. Belki Murakami bu sebeple onlara Japonya aslında böyle bir yer, demek istiyor. 

"Yerine göre, kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de ondan kurtulmak için ayağını bastığın yeri değiştirirsin. Bunun üzerine fırtına da sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştrirsin. Tekrar tekrar, sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi, aynı şey tekrarlanır gider. Neden dersen, o fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bir şeyden farklıdır da ondan. O fırtına aslında sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey, teslim olup ayağını dosdoğru fırtınanın içine daldırarak, gözlerini kum girmeyecek şekilde sımsıkı kapatıp adım adım fırtınanın içinden geçmektir."

"Kehanet, karanlık bir su gibi, hep oradadır. 
Normalde bilinmeyen bir yerde sinsi sinsi gizlenir."

"Yüreğin, uzun yağmurlarla taşan ırmaklara döner. Yeryüzündeki tüm işaretler o selin altında kalmış, karanlık bir yerlere sürüklenmiştir. Yağmursa, o taşan ırmağın üzerine yağmaya devam eder. Böyle sel manzaralarını televizyon haberlerinde her duyuşunda aklına geliverir. "Evet, aynen böyle, benim yüreğim de işte böyle." dersin."

"Hani derler ya, iki insanın kol ağzı sürtmüşse...
"Bir nedeni vardır." diye tamamladım. 
"Hah, işte o." dedi. "Anlamı ne peki?"
"Bir önceki yaşamdan kalma bağları anlatır. Çok küçük şeylerde bile, dünyada hiçbir şeyin tesadüfen olmayacağı anlamında kullanılır."

"Yolculuk yol arkadaşıyla... İşte onun devamı. Bir devamı vardı değil mi? Aklıma gelmedi. Japonca konusunda eskiden beri iyi değilimdir."
"Dünya duyguyla." dedim. 
"Rastlantı, arkadaşlıklar insanın duyguları için önemlidir anlamında sanıyorum. Kısaca söylemek gerekirse." 

"Eskiden dünya erkek ve kadından değil, erkek-erkek, erkek-kadın ve kadın-kadından oluşurmuş. Yani günümüzdeki iki kişilik malzemeyle bir kişi ortaya çıkıyormuş. Herkes bundan memnun bir halde yaşıyormuş. Fakat Tanrı kılıcını kaptığı gibi hepsini ikiye bölmüş. Muntazam bir şekilde tam ikiye. Bunun sonucunda dünyada Yalnızca erkek ve kadın kalmış. İnsanlar da öteki yarılarını bulmak için arayış içinde yaşamlarını sürmeye başlamışlar."
"Peki Tanrı neden böyle bir şey yapmış?" 
"İnsanları ikiye bölmesi mi? Bilmem. Tanrıların neyi neden yaptıkları çoğunlukla pek anlaşılmaz. Çabuk öfkelenirler ve nasıl söylesem biraz idealist bir tarafları vardır. Sanırım bir tür ceza. İncil'deki Adem ve Havva'nın cennetten kovulması gibi."

"Artık özgür olduğumu düşünüyordum. Gözlerimi kapatıp yalnızca ne kadar özgür olduğumu düşündüm. Oysa özgür olmanın ne anlam ifade ettiğini henüz tam olarak anlayabilmiş değildim. Anlayabildiğim tek şey artık yalnız olduğumdu. Yalnız ve bilmediğim bir yerde. Pusulasını ve haritasını kaybetmiş bir gezgin gibi. Özgür olmanın anlamı bu muydu acaba?"

"Sen artık sen değilsin" dedi sakin bir ses tonuyla. Sanki dilinin üstünde gezdire gezdire, tadına vara vara söylemişti. "Bu çok önemli işte, Nakata. İnsanın o insan olmaktan çıkması." 

"Bendeniz Nakata korkuyorum. Az önce söylediğim gibi bendeniz Nakata tamamen bomboşum. Tamamen bomboş olmanın nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyor musunuz, Hoşino Bey? Bomboş, yani kimsenin oturmadığı bir ev. Girmek isteyen herkes rahatlıkla girebilir."

2 yorum:

Nehir İda dedi ki...

İmkansızın şarkısına başladım sahilde kafkayı da aldım ama saat 2,30 ve ben hala çalışıyorum nasıl bitecekse kitaplarım. Ayakta durmaya mecalim kalmadı oturmaya da:))

seyyarat dedi ki...

Ben kitabın ilk yarısını sanırım iki haftada okudum. Araya başka iki kitap girdi üstelik ben az okudum bu iki hafta. Sonra kalanını bir günde okudum.
Yani, vazgeçme. :)